Su, insanlık tarihinin en temel yaşam kaynağı olmasının yanı sıra, medeniyetlerin gelişimini şekillendiren, ekonomik kalkınmayı destekleyen ve toplumların geleceğini belirleyen en önemli stratejik değerlerden biridir. Artan nüfus, iklim değişikliği, kuraklık ve çevresel bozulmalar, suyun yalnızca çevresel bir konu değil; aynı zamanda ekonomik, sosyal ve güvenlik boyutları bulunan küresel bir mesele olduğunu her geçen gün daha güçlü şekilde ortaya koymaktadır.
Bu anlayış doğrultusunda düzenlenen Uluslararası Suyun Vatana Dönüşü Sempozyumu, 28 Mart 2026 tarihinde Rami Kütüphanesi'nde geniş bir katılımla gerçekleştirildi. Uluslararası Su Kuyusu Yardım Derneği öncülüğünde düzenlenen sempozyum; kamu kurumlarını, üniversiteleri, sivil toplum kuruluşlarını ve sektör temsilcilerini aynı platformda buluşturarak suyun korunması, sürdürülebilir yönetimi ve gelecek nesillere aktarılması konusunda önemli bir fikir alışverişine ev sahipliği yaptı.
Sabah saatlerinde başlayan program, katılımcıların kayıt ve karşılama sürecinin ardından şehitlerimizin aziz hatırası için gerçekleştirilen saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı. Daha sonra sempozyumun ana temasını yansıtan "Uluslararası Suyun Vatana Dönüşü" tanıtım filmi izletildi. Filmde, suyun tarih boyunca medeniyetler için taşıdığı önem ile günümüzde yaşanan küresel su krizine dikkat çekilerek sempozyumun temel vizyonu katılımcılarla paylaşıldı.
Açılış bölümü boyunca oluşan atmosfer, su konusunun yalnızca teknik bir başlık değil; ortak sorumluluk ve gelecek bilinci gerektiren evrensel bir mesele olduğunu daha ilk dakikalardan itibaren hissettirdi.
Video gösteriminin ardından protokol konuşmalarına geçildi. Açılış bölümünde sırasıyla TEKDER İstanbul Şubesi Başkanı Selim Kaya, Uluslararası Su Kuyusu Yardım Derneği Genel Başkanı H. Ali Aydın, TEKDER Genel Başkanı Nurdoğan Öztürk, Çevre Yönetimi Genel Müdürü Fatih Turan, Türkiye Su Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Lütfi Akca, DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Eyüp Debik ve İstanbul Valisi Davut Gül katılımcılara hitap etti. Program akışında ayrıca Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı da teşrifleri halinde protokol konuşmacıları arasında yer aldı.
Konuşmalarda farklı kurumların bakış açıları paylaşılırken ortak bir noktada buluşuldu: Su, yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılayan bir doğal kaynak değil; gelecek nesillerin yaşam hakkını doğrudan etkileyen stratejik bir değerdir. Bu nedenle suyun korunması, doğru yönetilmesi ve sürdürülebilir politikalarla desteklenmesi yalnızca kamu kurumlarının değil; akademinin, özel sektörün, sivil toplumun ve toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğudur.
Protokol konuşmaları kapsamında söz alan Uluslararası Su Kuyusu Yardım Derneği Genel Başkanı H. Ali Aydın, suya ilişkin yaklaşımın yalnızca teknik çözümlerle sınırlandırılamayacağını vurguladı. Konuşmasında, suyun insanlığın ortak emaneti olduğunu belirten Aydın, temiz suya erişimin temel bir insan hakkı olduğuna dikkat çekti.
"Su meselesi, tek bir sektörün ya da kurumun meselesi değildir. Tarih boyunca su, milletlerin istiklali ve istikbali olmuştur. Yani su, bir vatan meselesidir; hatta vatanın ta kendisidir." sözleriyle suyun stratejik önemini ifade eden Aydın, dünyada milyarlarca insanın temiz suya erişim konusunda zorluk yaşadığını hatırlatarak bu sorunun küresel ölçekte değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Konuşmasında ayrıca, "Su; bir milletin hayatı, bir devletin güvenliği ve insanlığın ortak emanetidir. Bu emaneti korumak ise bir tercih değil, bir medeniyet sorumluluğudur." ifadelerini kullanan Aydın, suyun korunmasının yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de hakkını korumak anlamına geldiğini vurguladı.
Suya dair bilinç oluşturmanın aslında insanlığa dair ortak bir bilinç geliştirmek olduğunu ifade eden Aydın, suyun paylaşımında adaletin, yönetiminde ise sorumluluğun esas alınması gerektiğini belirterek sempozyumun ana mesajlarından birini ortaya koydu.
Protokol konuşmalarının ardından gerçekleştirilen onur konuşmalarında Prof. Dr. Veysel Eroğlu ve Prof. Dr. Nevzat Kor, su yönetiminin geçmişten günümüze gelişimini ve geleceğe yönelik hedefleri değerlendirdi. Türkiye'nin su politikaları, kaynakların verimli kullanılması ve sürdürülebilir yönetim anlayışının güçlendirilmesi üzerine yapılan değerlendirmeler, sempozyuma önemli katkılar sundu.
Bu bölümün ardından verilen kısa aranın ardından program, akademik oturumlarla devam etti.
Sempozyumun ilk panelinde "Üretim, Mevzuat ve Politika" başlığı altında su yönetimine ilişkin güncel gelişmeler kapsamlı şekilde değerlendirildi. Moderatörlüğünü Osman Çakmak'ın yaptığı oturumda; kamu kurumları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri bir araya gelerek su kaynaklarının planlanması, tahsis süreçleri, mevcut mevzuat ve sürdürülebilir yönetim modelleri üzerine görüşlerini paylaştı.
Panelistler arasında yer alan Mustafa Demir, Doç. Dr. Yakup Karaaslan, Prof. Dr. Habip Muhammetoğlu ve Prof. Dr. İzzet Öztürk, bilimsel veriler ışığında su politikalarının geliştirilmesine yönelik değerlendirmelerde bulundu. Yapılan sunumlarda, artan su ihtiyacının yalnızca altyapı yatırımlarıyla değil; doğru planlama, etkin mevzuat ve kurumlar arası iş birliğiyle yönetilebileceği vurgulandı.
Öğle arasının ardından gerçekleştirilen ikinci oturumda ise "Ambalajlı Su Üretimi, Sorunlar ve Gelecek Vizyonu" başlığı ele alındı. Moderatörlüğünü Doç. Dr. Abdullah Demir'in üstlendiği oturumda; üretici firmalar, akademisyenler ve kamu temsilcileri sektörün mevcut durumu ile geleceğe yönelik beklentileri değerlendirdi.
Panelde Asya Su'dan İsmail Gülay, Taşkesti'den M. Ali Özal, İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü'nden Mehmet Can Güçlü, Prof. Dr. Mehmet Çakmakçı ve Prof. Dr. Hatim El Hatip, doğal kaynakların korunması, sürdürülebilir üretim anlayışı ve su kalitesinin korunmasına yönelik önemli değerlendirmeler paylaştı.
Oturum boyunca sektörün karşılaştığı güncel sorunlar ele alınırken, bilimsel yaklaşımın üretim süreçleriyle birlikte değerlendirilmesinin ve çevresel sürdürülebilirliğin geleceğin en önemli öncelikleri arasında yer aldığı ifade edildi.
Uluslararası Suyun Vatana Dönüşü Sempozyumu, yalnızca farklı disiplinlerden uzmanların bilgi ve deneyimlerini paylaştığı bir etkinlik olmanın ötesinde, su konusunda ortak bir bilinç oluşturmayı hedefleyen önemli bir platform oldu.
Gün boyunca gerçekleştirilen konuşmalar ve panellerde; iklim değişikliğinin su kaynaklarına etkileri, sürdürülebilir yönetim modelleri, suyun adil paylaşımı ve gelecek nesillere aktarılması gibi birçok konu farklı bakış açılarıyla ele alındı. Akademiden kamuya, sivil toplumdan sektör temsilcilerine kadar geniş bir katılımla gerçekleşen fikir alışverişi, su meselesinin yalnızca teknik değil; aynı zamanda çevresel, ekonomik, toplumsal ve vicdani yönleri bulunan ortak bir sorumluluk olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Uluslararası Suyun Vatana Dönüşü Sempozyumu, suyun yalnızca bugünün değil, yarının da en önemli gündem maddelerinden biri olduğunu güçlü bir şekilde hatırlattı. Paylaşılan her bilgi, geliştirilen her öneri ve kurulan her diyalog; su kaynaklarının korunması, bilinçli kullanılması ve sürdürülebilir şekilde yönetilmesi adına önemli bir katkı sundu.
Sempozyumun sonunda öne çıkan ortak düşünce ise oldukça netti: Su, yalnızca yaşamın kaynağı değil; insanlığın ortak emaneti ve gelecek nesillere bırakılacak en değerli miraslardan biridir. Bu emaneti korumak ise kurumların değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğudur.